TIP FAKÜLTESİ

Önceki Dekanlarımız

Prof.Dr. Mustafa SAMASTI (2010 - 2013)   I. DÖNEM, KURUCU DEKANIMIZ

Prof. Dr. Mustafa SAMASTI (2015 - 2018)  II. DÖNEM

Prof. Dr. Muhammet TEKİN (2013-2014)

Prof. Dr. Mustafa TAŞDEMİR (2018-2019)

Prof.Dr.Mahmut GÜMÜŞ (Ekim 2019-Ocak 2020)

KURUCU DEKANIMIZIN MESAJLARI 

(2010 - 2013)

Hayat, geçmişten günümüze, bugünden yarına, sonsuza akan bir süreç…

Bilim, hayatı, karmaşık süreçleri anlama, anlamlandırma çabası...

Bilgi, en büyük hazine, tüketildikçe filizlenen, paylaşıldıkça çoğalan... Sevgi gibi…

Üniversite, bilgi evi, eğitimin, araştırmanın, uygulamanın evrensel mekânı…

Bugünün bilgi üretim, bilgi kaynakları ve erişim imkânları olağanüstü boyutlara ulaştı. Bununla birlikte, doğru, güvenilir bilgiye, gerçeğe ulaşmak son derece zorlaştı.

Bilgi, önemli bir güç kaynağı ve her güç gibi aynı zamanda bir suiistimal aracı…

Bilimsel ve etik ilkelere hassasiyet gösterilen araştırmalar bile gerçeğe ancak dar bir aralık açabilirken, kasıtlı veya hatalı üretilmiş yanlış bilgilerin oluşturduğu kirlilik bakışımızı büsbütün körleştirebilmektedir.

Üzerinde pek durulmayan önemli bir konu bilimsel alanın nesnel, ölçülebilir değerlerle sınırlı oluşudur. Bu durum genel olarak hayatı, insanı bir bütün olarak anlamaktan bizi uzaklaştırır, ‘insanı’ biyolojik bir nesneye, doku, organ veya hücreye indirger. Daralan bu bakış açısı bilme/anlama kabiliyetini son derece sınırlar.

Gerçeğe bir adım yaklaşabilmek ciddi çaba göstermeyi, sürekli araştırmayı, kendi doğrularını(!) dahi tekrar tekrar sorgulamayı ve bütüncül düşünmeyi gerektirir. Mutlak gerçek sandığımız nice bilginin zamanla nasıl değiştiği, anlamını kaybettiği ortada.

Bunca bilimsel gelişme ve buluşlara rağmen çok şeyi bilmiyoruz, bildiklerimizin de pek çoğundan emin değiliz.

Bilimsel gelişme ve buluşların en büyük düşmanı hazır bilgilerle yetinmek ve taklitçiliktir. Öze ilişkin değer sistemlerini barındırmayan taklit, problem ve çözüm yollarının mahiyetiyle ilgili zihni çabayı harekete geçiremez, bu nedenle gerçeğe ulaştıramaz. Özgüveni ortadan kaldırır. Ödünç bilgiyle de dünyayla rekabet etmek ve geleceği yakalamak mümkün olmaz.

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin değerli öğretim üyeleri, sevgili öğrenciler;

Gelişen ve dünyaya açılan ülkemizin bu en önemli medeniyet ve kültür merkezinde, sizler, yeni bir anlayış, farklı bir misyonla geleceğin özgün bir tıp fakültesinin meşalesini yakacaksınız. Yeryüzü insanlarının ve de gelecek kuşakların daha sağlıklı ve mutlu yaşamalarına hizmet edecek mezunlar yetiştireceksiniz. Şüphesiz ki, tıp alanındaki devasa bilgi birikimi ve süratli değişim, eğitim stratejilerini derinden etkilemektedir. Bilgi aktarmaya dayalı klasik eğitim tarzı ulaşılabilir bir hedef olmaktan çıkmıştır. Aşırı bilgi yüklemek yerine bilgiye erişim, öğrenmeyi öğrenmek, daha fazla pratik ve seçilmiş konularda derinlemesine analiz yapabilme becerisi kazanmanın daha yararlı olduğu görülmüştür.

Tıp eğitimi aslında, fakülteden mezun olmakla değil ancak emeklilikle tamamlanan bir süreçtir. Bu süreçte öğrenci kendi eğitiminin aktif bir tarafı olmak zorundadır. Tıp eğitiminde hocalık ve öğrencilik aynı anda senkron bir şekilde birbirini besler. Her hoca aynı zamanda bir öğrencidir. İyi hocalık ancak iyi bir öğrencilikle mümkündür. Hoca öğrenciyi, öğrenci de hocayı yetiştirir. Bu nedenle öğrencimize hocamız gibi değer vermeli ve bu değerin artarak geri döneceğini bilmeliyiz. Aslında, öğrencisini kendinden ileri taşıyamayan bir hoca görevini layıkıyla yapmış olmaz.

Bilmek, sorumluluk yükler. Tıp fakülteleri, eğitim, araştırma ve hizmet olarak ifade edilen klasik görevler yanında sosyal sorumluluk projeleri ile toplumun değişen ihtiyaçlarına da cevap verebilmelidir. Tıp fakültemiz bu açıdan da adına yaraşır örnek bir kurum olacaktır. Birbirinden değerli seçkin akademik kadrosuyla fakültemizin, başta eğitim alanında olmak üzere, araştırma, geliştirme ve yenilik çerçevesinde disiplinler arası entegrasyon ve kurumlar arası işbirliğini sağlayarak özgün değerler üreteceğine, kısa sürede ulusal ve uluslararası etkin bir konuma geleceğine inanıyorum.

Değerli hocalarımız ve müstakbel öğrencilerimiz. Herkesin önünde koşsanız bile yarışmayı kendinizle sürdürmelisiniz.

Başarmak, inanmaktır.

Prof. Dr. Mustafa SAMASTI

(2015 - 2018)

Tıp, bir bilim değil, bir sanat dalı olarak nitelenir. Esasında tıp çok sayıda bilim dalının kesiştiği ve yeryüzünün en muhteşem sanat eseri olan insanla buluştuğu bir kavşağı temsil eder.

Tıp, insanlığın en saygın mesleklerinden biridir. Tıbbın saygınlığı “insanla” olan bağlantısından ileri gelir. Bu nedenle insanı beden, organ, doku ve hücre seviyesine indirgediği anda tıp anlam derinliği ile birlikte saygınlığını da büyük ölçüde kaybeder, alınır-satılır bir metaya dönüşür. Bu durum toplumun farklı arayışlara, yanlış yollara sürüklenmesine neden olur.

Mesleki saygınlığın ilk halkası bireysel saygınlıktır. Bunun öncelikli şartı, doğru ve yeterli bilgi sahibi olmak, bilgiyi doğru yorumlayabilmek, kendini sürekli geliştirerek yenilemek, bilgisini paylaşarak çoğaltmak, etik ilkelere uymak, yetki ve sınırlarını bilmek, dürüst ve güvenilir olmaktır.

Tıp mesleğinin saygınlığı hasta saygınlığının bir türevidir. Hasta önce insandır. Onun bedeni kadar “insani” yönüne de önem verilmesi, anlayacağı şekilde bilgilendirilmesi, güveninin kazanılması, endişelerinin giderilmesi, kararlarına saygı gösterilmesi ve mahremiyetinin korunması gerekir.

Tarihin derinliklerinden geleceğe doğru akıp giden, sürekli yenilenerek değişen ve gelişen tıp, çok sayıda kolu olan büyük bir nehir gibidir. Bu nehirden beslenen her tıp mensubunun, kendi saygınlığı ile birlikte bu nehrin temiz kalmasına, beslenmesine, doğru yönde akmasına gayret etmesi kolektif sorumluluğun bir gereğidir. Bunun için tüm meslektaşları, hocaları, öğrencileri, takım arkadaşlarıyla uyum içerisinde bilgi ve tecrübe paylaşımında bulunması, yakın çevresindekilerin daha etkin ve başarılı olmasına katkı sağlaması, onların hata ve eksiklerini telafi etmeye çalışması bu kolektif sorumluluğun en önemli yanıdır. Sağlık alanıyla ilgili her bir bireyin daha etkin ve verimli olmasına katkıda bulunmak esasında hastaya hizmetin bir başka boyutudur. 

Tıp Fakültemizin Değerli Mensupları,

Bilimsel bilgi, kanıta dayalı olarak üretilen fakat her an yanlışlanabilir veya doğrulanabilir varsayımlar olarak tanımlanır. Bilimsel bilginin her zaman açık ve sağlam kanıtlara bağlanamaması, doğru ve isabetli şekilde yorumlanamaması veya bazen de birbiriyle çelişen yorumlara elverişli olması tıbbi bilgi ve görüşlerin sürekli şekilde güncellenmesini gerektirir. Bunun en etkin ve kolay yolu paylaşmaktır. Paylaşıldıkça bilgiler güç kazanır, çoğalır ve etkinleşir. Ulusal ve uluslararası bilimsel etkinlikler, kongreler, makaleler ve benzeri çalışmalar bu dinamizmin vazgeçilmez araçlarıdır.

Ancak her şeyden önce, eğitim ortamını şekillendiren değerler sistemi sürekli bir iletişim ve etkileşimle eğitimin başarısını etkileyen en önemli unsurdur. Dayanışma, ekip faaliyetleri ve olumlu rol modeller motivasyonun temel dinamosudur. Tıp bilimi multi-disipliner özelliği ile tam bir ekip faaliyeti ve işbirliği gerektirir.

Cevheri mücevhere dönüştüren şey şüphesiz ki tabi tutulduğu işlemlerdir. 

Sevgili Öğrencilerimiz,

Tıp eğitimi okul hayatı ve programlanmış derslerle sınırlı olmayan, sürekli gelişen, yenilenen, meslek hayatı boyunca devam eden dinamik bir süreçtir. Teoriden çok pratiği, bireysel faaliyetten çok takım çalışmasını gerektirir. Bütün bunlar ancak karşılıklı saygı, sevgi ve güven ortamında gerçekleşebilir.

Eğitim sürekli yenilenmektedir.

Bilgi, teknoloji ve iletişim alanındaki muazzam gelişmeler mesafeleri ortadan kaldırdığı gibi eğitim süreçlerini de zaman ve mekân sınırlarının ötesine taşımıştır. Bütün bunlar, sanılanın aksine, kurumsal eğitim rehberliğini yok etmemiş, tam tersine çok daha gerekli ve anlamlı hâle getirmiştir. Zira, yeterliliği ve güvenilirliği kuşkulu sınırsız bilgi kaynağı arasından uygun ve gerekli olanlarını seçip değerlendirmek, doğru şekilde yorumlayabilmek başlı başına etkin bir rehberliği gerektirir. Doğru seçim yapabilmek işin özünü, mahiyetini anlamayı gerektirir. Özü anlayabilmek için de ilişkili olduğu bütün hakkında yeterli bilgi sahibi olunmalıdır. Bütünden kopuk şekilde detaylara takılmak alan körlüğüne, hedef sapmasına yol açar.

Bilgiyle düşünülür, düşünceyle bilinir.

Bilgi tek başına iş görmez, bilgi düşünceyle mayalanır. Bilginin işlevi anlamak, anlamlandırmak ve düşünceyi harekete geçirmektir. Bilgi unutulabilir, fakat onun düşünülmesiyle oluşmuş olan bilinç geriye kalır ve bu da kültürü oluşturur.

Bilgi yük vagonlarına, düşünce ise onları hareket ettiren lokomotife benzetilebilir. Düşünceyi beslemeyen, harekete geçirmeyen ezberci ve aktarmacı eğitim modeli ile bilim yolculuğu yapılamaz. Öğrencilik bilgileri toplamak ve depolamak değil, bilgi süreçlerini anlamak, gerekli bilgi kaynaklarına erişebilmek, onları kullanabilmek, doğru yorumlayabilmek, kısacası öğrenmeyi öğrenmek, paylaşmak ve özgün değerler üretebilmektir. Eğitimin başarılı olmasında anlama, anlatma, soru sorma, tartışma, yorumlama, önceki bilgilerle bütünleştirip sentez yapma gibi zihinsel aktiviteler son derece önemlidir. Bütün bunlar eleştirel bakış açısıyla kazanılabilir. Eleştirel bakış; sebepleri, sonuçları, temel ilişkileri ve değişen koşulları ile olguların derinlemesine değerlendirilmesini gerektirir. Bunun için öğrencinin edilgen konumdan uzaklaşarak kendi eğitiminin aktif sorumluluğunu üstlenmesi gerekir.

Neticeyi etkileyen en önemli husus öğrenme sürecinin mahiyetidir. Hazır bilgiler düşünce, muhakeme ve üretimi harekete geçirmede yetersiz kalacağı gibi; eksik, çarpıtılmış yahut gizlenmiş veya abartılı veriler içerme ihtimali olan bu bilgiler aynı zamanda önyargı ve yanlış yönlendirmelere de neden olabilir.

Buna karşılık, aktif eğitim tarzı kişiye kendi gözlem ve deneyimini de katarak özgün bir öğrenme imkânı sunar; farklı alternatifleri birlikte değerlendirme, yorumlama ve eleştirel yaklaşım kabiliyeti kazandırır.

Sevgili Öğrencilerimiz,

Şunu asla göz ardı etmemelisiniz ki, gerçek daima mevcut bilinenlerin ötesindedir. Bu nedenle mevcudu taklit ve kopya etmek yerine bu birikimi kullanarak daha ileriye, daha özgün değerlere doğru kanat çırpmalısınız. Aksi hâlde geleceği yakalayamazsınız. Bugünün doğruları sizlerin yarınki yanlışları olabilir. Nitekim düne ait pek çok doğru bugünün yanlışları kervanına katılmış durumdadır.

Şunu unutmayınız ki, gerçeğe ulaşabilmek gerçek bir çabayı gerektirir. Öncelikle doğru hedefe doğru yöntemlerle yönelmek, yılgınlığa düşmeden sabırla doğru yere bakmak, doğru algılamak ve doğru yorumlamak, bütün bunları yaparken de birikimleri paylaşarak çoğaltmak, insanlığın ortak bilgi havuzuna katkıda bulunmak gerekir.

Sevgili Öğrencilerimiz,

Tıbbın geleceği sizlersiniz. Bunun için kendinizi donanımlı bir şekilde inşa etmelisiniz. Güzel bir inşa doğru bilgi, uygun proje, kusursuz malzeme ve mükemmel işçilik gerektirir. Bu süreci yürütecek olan sizlersiniz. Okul size ancak rehberlik hizmeti sunacak, yol işaretlerini gösterecektir. Bunları doğru değerlendirmek tamamıyla size bağlıdır.

Kendinizi geleceğe hazırlarken sadece tıbbi bilgilerle yetinmemelisiniz. Mesleki bilgiler yanında iyi seviyede yabancı dil, bilimsel araştırma yöntemleri, tıp etiği, tıp hukuku, sağlık yönetimi, sağlık ekonomisi gibi birçok alanda bilgi ve tecrübeye ihtiyaç duyacağınızı unutmayınız.

Gelişim sınırsızdır, gelişimin en büyük engeli kendini yeterli görmektir.

Şu hususu tekrar vurgulamak gerekir ki tıp alanındaki aşırı bilgi birikiminin öğrenme kapasitesini oldukça aştığı bir gerçektir. Mevcut bilgilerin de önemli bir bölümü kısa sürede geçerliliğini kaybedebilmektedir. Bu durum tıp mensuplarının meslek yaşamları boyunca kendilerini geliştirmelerini, yenilemelerini zorunlu kılmaktadır. Bu alışkanlığın fakülte yıllarında kazanılması gerekmektedir.

Bilgisizliğin en tehlikelisi bilmediğini biliyor sanmaktır.

Prof.Dr. Mustafa SAMASTI